BİR ANDA

Sonbaharla birlikte gelmişti sanki bu hüzün onlara… Oysa çok değil birkaç hafta öncesine kadar ne kadarda mutluydular. Sevdiği adamla birlikte, aynı evde olmanın verdiği huzur, hayat yolunda ele ele birlikte yürümenin güzelliği… Aldıkları o güzel haberle mutlulukları katlandıkça katlanmıştı.  

Anne olacağı haberini alınca ne yapacağını bilemedi Ayşe. Hemen Mehmet’i aradı “Baba olacaksın hayatım!” deyi verdi bir çırpıda. Mehmet’in sesini duyunca kalp atışları daha da hızlandı. Anne baba olacaklarını düşününce içi içine sığmıyordu. Doktordan çıkıp eve doğru yürürken akşamı, Mehmet’in eve gelişini düşünüyordu, en sevdiği yemeği yapmalıydı ona. Mutfakta kafasındaki onca düşünceyle yemek hazırlarken, zilin sesiyle kapıya koştu. Mehmet, en sevdiği çiçek olan papatya ile karşısındaydı. Kocaman bir buket papatya elinde sevgiyle Ayşe’ye bakıyordu. Sarıldılar, hem güldüler hem ağladılar.

Daha önce anne olan arkadaşları ile görüşüp, kendine iyi bir doktor belirledi Ayşe. Heyecanla ilk muayenesine gitti, tabi ki Mehmet ile birlikte, el ele… Doktor üç haftalık hamile olduğunu, birkaç hafta sonra bebeğin kalp atışlarını dinleyebileceklerini söyledi. Mucize gibiydi her şey, “Kalp atışlarını dinlemek mi? çok güzel olmalı o minik kalbin pıt pıt atışını duymak!” dedi kendi kendine. Aklına geldikçe kocaman bir tebessüm yerleşiyordu yüzüne. Bir sonraki kontrole gittiğinde, işte o gün gelmişti. Bebeğinin kalp atışlarını dinledi, tabi ki Mehmet’le birlikte, el ele… Her şey çok güzeldi…

Ayşe’nin kontrolleri devam ederken,  Bir sonraki muayenede bebeğimizin sağlığını izlemek için rutin bazı testlerimiz olacak” dedi doktoru. Doktorunun mesleki bilgilerine, deneyimine oldukça güveniyordu Ayşe. Doktorunun yönlendirmeleriyle hamilelik sürecini sağlıklı bir şekilde geçireceğine inanıyordu. Kendisi de büyük bir heyecanla hamilelikle ilgili kitaplar okuyor, araştırmalar yapıyordu. Bebeğinin gelişimini gün gün, hafta hafta takip ediyordu.

Doktor kontrolünden çıkınca kitapçıya uğradı, en yakın arkadaşı Sema’nın hamilelik ile ilgili önerdiği kitabı aldı. Eve geçince kendine güzel bir salep yaptı, evi saran mis gibi tarçın kokusunu içine çekip, huzurla koltuğa oturdu, ayaklarını uzatıp yeni aldığı kitabı karıştırmaya başladı. Doktorunun bir sonraki kontrolde yapacağı testler aklına geldi, merakla o sayfaları açtı ve okumaya başladı. Bir sonraki kontrolde tarama testi yapılacaktı. Tarama testinin bebeğin gelişiminde gerilik olup olmadığının tespiti için yapılacağını okudu ama üzerinde çokta düşünmedi. Rutin bir kontrol diye düşünüp, anın tadını çıkarmaya devam etti. Bir sonraki muayenede testler yapıldı. Ayşe ve Mehmet birlikte, yavaş yavaş bebek için hazırlıklara başlamışlardı bile. Birlikte bebeklerine nasıl bir oda yapacaklarını konuşmak, çok mutlu ediyordu ikisini de.

O gün Ayşe Mehmet’i işe uğurladıktan sonra koltukta uyuyakalmıştı. Telefonun sesiyle irkildi. Arayan doktoruydu, test sonuçlarının çıktığını ve sonuçlar ile ilgili görüşmek istediğini söyledi. Ayşe ne olduğunu anlamak için sorular sorsa da, doktoru yüz yüze görüşmek istedi. Kalbinde ince bir sızı hissetti, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissetti ama ne yapacağını bilmiyordu. Mehmet’ aradı durumu anlattı ve hastanede buluşalım dedi. Bir solukta hastaneye, doktoruna koştu. Doktoru ile görüşmek için sırasını beklerken dakikalar geçmiyor uzadıkça uzuyordu sanki. İçinde beliren his doğru çıktı, doktoru test sonuçlarının istedikleri gibi olmadığını, bebeğin gelişiminde gerilik olduğunu söyledi. Ayşe duydukları karşısında ne yapacağını bilemiyordu, böyle bir şeyi hiç düşünmemiş, aklının ucundan bile geçirmemişti. Mehmet Ayşe’nin elinden tuttu, onu dışarı çıkardı. Eve doğru yürürken sesleri çıkmıyor, ikisi de ne diyeceğini bilemiyordu, düşüncelere daldılar.

Eve gidince balkona attı kendini Ayşe, derin derin nefes aldı. Ağlamak istiyor ama ağlayamıyordu, sanki zaman durmuş, her şey donmuştu. Balkondan dışarı anlamsızca bakarken, evinin karşısındaki okulu izlemeye başladı. Çocuklarını almaya gelen anne babaları izledi, derin bir iç çekti. Bu durumun başına gelebileceğini hiç düşünmemişti ki… Sanki filmlerde olurdu böyle şeyler ya da başkalarının başına gelirdi. Ama şimdi bu gerçekle karşı karşıya kalakalmıştı. Düşünmediği, uzaklarda gördüğü o hayatlar gerçekti ve Ayşe’nin yanı başına kadar gelmişti işte. Hayatları çok güzel giderken, Ayşe ve Mehmet mucizelerini yaşarken, birkaç saat içinde her şey değişmişti, birdenbire nasıl bu kadar kötü olabilirdi ki her şey? Kafasındaki sorular, düşünceler bitmek bilmiyordu, susturamıyordu içindeki sesleri…

O sırada Mehmet yanına geldi, gözlerinin içine baktı, kitap sayfaları içinde kurutulmuş bir papatya uzattı Ayşe’ ye. Her zaman ki gibi sevgiyle bakıyordu gözlerine Her şey çok güzel olacak.” dedi Mehmet. Ayşe, her zaman sakinliği ile onu sarmalayan, hayattaki en büyük şansım dediği Mehmet’e çaresizlikle bakarken “her şey güzel mi olacak? nasıl olacak?” deyi verdi ama devamını getiremiyordu, kelimeler çıkmıyordu. Mehmet devam etti sözlerine Bu hayatta sıkıntılar mutlaka olacak, öyle ya da böyle. Ama hiçbir sıkıntı, problem sonsuza kadar devam etmiyor, aynı hep gece ya da hep gündüz olmadığı gibi. Her gecenin de, her gündüzün de bir sonu var. Her şey gelip geçici bu dünyada. Dertler de, tasalarda geçici. Bak bir haberle her şey bambaşka oldu. Ama bilmiyoruz ki bizim için neyin doğru neyin yanlış, neyin hayırlı olduğunu. Sende biliyorsun Âlim olan, en doğrusunu bilen var. Bizler göremiyoruz hayır görünendeki şerri, şer görünendeki hayrı… Haydi, toparlanmalıyız Ayşe, el ele… Her şey güzel giderken kabul ettik de şimdi kabul etmeyecek miyiz?”

Duydukları iyi gelmişti Ayşe’ye, ne kadar da doğru söylüyordu Mehmet. Her şey güzel giderken kabul etmişti neden dememişti de, şimdi neden deyip isyan mı edecekti? Dağılıp kalacak mıydı böyle? Mucizesi hala onunlaydı ve onu da üzmemeliydi o mucizeye ona vereni deMehmet’in sözleriyle kendine gelmişti. “Bize bu mucizeyi veren, bizim için bunu uygun gördüyse kabulümdür.” dedi, gözlerinden akmaya başlayan yaşlar ile rahatladı. RABbinin her an onunla olduğunu hatırladı ve birden utandı. Ama RABbinden gücünü aldı, toparlanmalıydı.

Kabulümdür senden gelen her şey, kabulümdür senin bana uygun gördüklerin.” dedi. O’na sığınmanın huzuru kapladı yüreğini. O’na sığınmak, nasıl güzel bir eminlikti. Şükretti… Mehmet’in elini tuttu, gerçeği hatırlattığı her zaman yanında olduğu için teşekkür etti. Kendisine böyle güzel bir yol arkadaşı verdiği için RABbine teşekkürü de unutmadı. Bu düşüncelerle birlikte hüzün dağıldı, her şey yine bir anda bambaşka olmuştu…