İşten eve gelirken “Arabayı park etmekte zorlanacağım şimdi!” diye düşündü. Nalan, her seferinde araba park etmekte bir sorunla karşılaşırdı. Evleri cadde üzerinde ve evlerinin önünde araç park yeri olmasına rağmen yer bulamazdı. O yerin bu apartmanlara ait olduğuna dair bir işaret yoktu, boş olduğunu gören herkes oraya park edebiliyordu.
“Yine yer kalmamış ben şimdi nereye park edeceğim, iki saat park yeri aramak için diğer sokakları dolaşacağım. Bir sınır koysalar olmaz mıydı?” Yan sokakta arkadaşının evi vardı. “Onun bahçesi var ona sorayım, bu akşam eşi il dışında olacaktı, oraya park edeyim.” diye düşündü. “Evin küçük bir bahçesi var ve bahçesinin etrafına çit çekmiş kimse oraya park edemiyor çünkü bir sınır var.”
Arkadaşını aradı, o da hemen “Tabi ki, sorun yok bizde bu akşam araç yok, aracını park edebilirsin.” deyince oraya yöneldi. “Bizim evin önünde de şu kadar bir çit olsa oranın bize ait olduğu anlaşılır aslında.” diye düşündü. Sonra arkadaşına teşekkür etti ve hızlıca evine doğru ilerledi.
Bir araba park etmek bu kadar zor olmamalıydı, neden bu kadar zor oldu ki? Sınırlar yoksa herkes orayı işgal eder, bir sınır çizildiyse diğer insanlar izin ister ve sonrasında da teşekkür eder. Sınırlar… İnsanın ilişkilerinde çoğu yerde problem yaşadığı sınırlar….
Nalan işten çıkmış yoğun bir gün atlatmıştı. Şirkette toplantılar, iş görüşmeleri uzun bir gün geçirmişti. Akşam eve gidip daha yemek yapacak, çocukların ödevlerine yardımcı olacak, ütü yapıp çamaşırları katlayacak, bulaşıkları halledecek yapacağı bir sürü daha iş vardı. “Gece uzun olacak.” diye düşündü. Hep çok yorulduğundan işinin hiç bitmemesinden bahseder ve kıymetinin de bilinmediğini anlatır dururdu. ”Kızım, hayatta bu kadar marifetli olmayacaksın yoksa her işi sana yaptırırlar!” Aslında içten içe bu kadar iş halledebildiğine de sevinirdi ama kıymetinin bilinmediğinden de şikayet ederdi. İyi bir şirkette yönetici, çocukların ödev arkadaşı, evin hanımı, mutfağın aşçısı, alışverişin sultanı, çocuklarının annesi olmaktan memnun olduğunu zannediyordu. Bu rollerin her birinin üstesinden geliyor çalışıyor, çalışıyor, çalışıyordu. İşte çok yoğun çalışıyor, evde hiç bir iş bitmiyor, hiç dinlenmeden ev iş arasında gidip geliyordu. Etrafı nankörlerle dolmuştu. Çocuklar annesinden memnun değil, eşi karısından memnun değildi aslında. Çok yoruluyor ama herkesi memnun etmeye çalıştıkça onların mutsuzluğuna şahit oluyordu.
Evdeki bütün işlerini halledip, eline bir çay alıp balkonda saatlerdir elinde telefona bakan kocasının yanına oturdu. Uzunca bir süre kocasını izledi. Sosyal medya videolarının içerisinde kendini kaybetmiş gülen adamı dakikalarca izledi. “Hayat bu kadar zor olmamalıydı, ben bu kadar yorulurken etrafımdaki insanlar neden tüketim çılgınlığındalar? Aslında ben olmam gereken yerde değil miyim? Aslında eşimin çocuğumun işyerindeki arkadaşlarımın alanlarını sınırlarına mı geçtim? Bizim evin önündeki park yeri gibi…
Belli ki ben olmam gereken yerde değilim. Hayatta boşluk yok, bir yerdeysen başka bir yerde de değilsin Nalan! Neden bu kadar çok yoruluyorum? Kendi kendime iş çıkarmış olabilir miyim? Yoksa bu adam niye bu kadar rahat saatlerce sosyal medya videosu izleyerek mutlu olabiliyor. Onun yapması gereken birçok şeyi ben yaptığım için haliyle ona da iş kalmıyor. Sonra da oluşturduğum bu adamdan şikayet ediyorum. Aslında mesele tam olarak da bu! Etrafımda bulunan insanların sınırlarını işgal etmişim. Aynen evin önündeki boş alan diye park eden araçlar gibi. Her akşam kızıyorum ya aslında ben eşimin, çocuğumun sınırlarını aşmış onların hayatlarına da müdahale etmiş olabilir miyim? Belki adam çocukları ile ilgilenecek, evin alışverişini yapacak, evin geçimini sağlayacak ve güçlenecek. Ben oradaysam oraya kimse giremez. Önce orayı terk etmek lazım.”
Nalan bir aydınlanma yaşadı, aylardır kafasında deli sorular. Bu çocuklar, bu adam neden beni hiç görmüyorlardı? İşin gerçeğini bildiğinde ve uyguladığında her şey çok kolay, bilmediğinde ise hayat çok zor ve yorucu olabiliyordu. Gerçek neydi o halde?
Gerçek kişiye göre zamana göre mekana göre değişmeyen şeylerdir. Tartışma götürmez, yalındır, üzerine çok konuşulmaz, kolayca uygulanır. Uyguladığında güçlenir, uygulayamadığında zorlanır insan. Ateşin eli yakması gibi… Bunun üzerine insanlar tartışmaz, ateşin eli yaktığını bilen insanlar tedbir alırlar ve eline ateşi yaklaştırmazlar. Bilmeyen bebek elini ateşe değdirdiğinde yanar. Çok basit değil mi? Ateşin gerçeğini bilen onunla kaynak yapar, ısınır, üzerinde yemek yapar. Onu kullanır hayatında başarılı ve mutlu olur.
Peki ilişkilerin gerçeği neydi? Nalan ne yapmalıydı? Etrafındaki insanlar aslında bu hayatta yorgunluk sebebi miydi?
Nalan küçük bir taşı oynatmış olsa işler yoluna girecekti. Hayat ona sürekli “Nalan yerine geç! Nalan yerine geç!” diye uyarı veriyordu aslında. Şimdi artık yerine geçme zamanı! “Başkasının sınırları işgal edersen senin de sınırlarını işgal ederler.” diyordu hayat Nalan’a. “Yerine geç ve evinin önüne bir çit çek Nalan! Emin ol hayat yolculuğun daha kolay olacak…”